Van’da Üniversiteli Gençlerleydik
5 Aralık 2017
“Etkin Strateji ile İş Bulma” Kocaeli
13 Aralık 2017

Ayrıntının Önemi

1990 öncesinde New York’un bazı mahalleri girilemeyecek kadar güvensiz ve tehlikeliydi. Şehre gelen turistlere otel görevlileri, harita üzerinden hangi bölgelere gidilmemesi gerektiğini anlatırlardı. Bazı sokaklara gündüz saatlerinde bile girmek mümkün değildi. Tenha saatlerde metroyu kullanmak sakıncalıydı. Her gün televizyon haberlerinde duyulan New York’ta işlenen dehşet verici suçlar, artık kanıksanmıştı.

1994 yılında Rudolf Giuliani belediye başkanlığına seçildiğinde, New York kentinde suç oranı zirveye ulaşmıştı. Sadece turistler, yabancılar değil, New York halkı da can güvenliğinden şikâyetçiydi.

Giuliani sekiz yıllık belediye başkanlığı sırasında kentteki adi suç oranını çok büyük oranda azalttı. Kenti güvenli hale getirdi. Bu konudaki başarısıyla uluslararası bir üne kavuştu. Giulliani’nin başarısını açıklayan değişik teoriler ortaya atıldı. New York kentindeki suç oranlarının çok kısa bir sürede azalması kent sosyolojisi ve belediyecilik alanında yazılan makalelere konu oldu. Malcolm Gladwell, Tipping Point kitabında bu başarıyı, demografik ve sosyolojik gelişmelerin “birikimine” bağladı.

Oysa Giuliani’nin açıklamaları farklıydı. Giuliani “Suçlarla mücadeleyi nasıl başardın?” sorusuna son derece basit açıklamalar yapıyordu. “Önce küçük konulardan başladım. Terk edilmiş bile olsa, bir binada bir cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir binanın köşesine biri, bir torba çöp bıraksın, bir süre sonra, her geçen çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk bırakılan çöp torbasını kaldırttım.” cevabını verdi.

Giuliani “bir sokağın suç bölgesine dönüşmesinin önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başladığını” her röportajında uzun uzun anlatır. Eğer ilk kırık cama çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünürler, diğer camları da kırarlar. Daha kötüsü, bu sokakta daha büyük suçların da işlenebileceği algısı yerleşir. Ardından daha büyük suçlar gelir, bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir bölgeye dönüşür. Kötülük, hızla bulaşır!

Başlangıçta oldukça masum ve küçük suçlar olarak görülebilecek; metroya bilet almadan binmek, apartman girişlerini tuvalet olarak kullanmak, kamu malına zarar vermek, içki şişelerini yola atmak gibi davranışlar söz konusu mekânları “kurtarılmış bölge” haline dönüştürür.

New York’un iyileşmesinin öyküsü de önce küçük kazanımlar elde edilerek başlamış, Giuliani “yapılabilir olanı yaparak” başlamış. Polisin önce bu küçük gibi görünen suçların peşine düşmesi, suçluları hemen yakalayıp haklarında işlem yapması, kentin işleyişini bozacak en ufak bir suça bile hoşgörü göstermemesi; bir sokağın, metro istasyonunun ya da mahallenin suç üreten bir bölgeye dönüşmeyeceği mesajını çok net olarak anlatmış. Giuliani’nin sekiz yıllık belediye başkanlığı sonunda New York, gündüz vakti ana caddelerde soygunların, silahlı çatışmaların olduğu bir kentten uluslararası bir efsaneye dönüşmüş.

“Bir büyün ; Ayrıntıların birleşimi ile oluşur”

Evimizden, çalıştığımız şirketlere kadar her ayrıntı devamında nasıl bir bütünü oluşturacağını belirler.

Masum gibi görünen bazı aksaklıklar, düzensizlikler, başıboş davranışlar, içinden çıkılamaz, dağ gibi sorunlara dönüşebilir.

Bir şirkette insanların birbirleriyle kuracakları ilişkiler ve bu ilişkilerden oluşacak genel hava yani şirket iklimi, kendi haline bırakılacak bir konu değildir. Şirketi yöneten lider, “Ben sadece sonuçlarla ilgilenirim, insanların birbirleriyle kurdukları ilişkiler beni ilgilendirmez.” diyemez.

Bir şirketin var oluş nedeni elbette sonuç üretmektir; ama elde edilecek olumlu sonuçlar ancak iyi insan ilişkileriyle mümkün olabilir. İnsan ilişkileriyle ilgilenmeyen liderler sadece kısa dönemde hedeflerine ulaşırlar, orta vadede ise kötülük hızla bulaşır ve şirket sonuç üretemez olur.

Çalışma ortamının ergonomik olarak düzenlenmesi, iş süreçleri ve organizasyon yapısı kadar, psikolojik iklimi de başlı başına bir iş olarak ele alınmalıdır; çünkü insanlar yazılı kurallar ve talimatlardan daha çok, bulundukları ortamın sessizce ilettiği mesajlara göre davranırlar. Her işyerinde çalışanlar, yöneticilerin neye değer verdiklerini, onların sıradan davranışlarından öğrenirler, duvarlara yazılan “vizyon-misyon-değerler” tabelalarından değil.

Bugün hemen her şirketin, insan kaynakları politikaları aynıdır. Hepsi insanın ne kadar değerli olduğunu ifade eder; ama bir şirketin gerçekte nasıl bir şirket olduğunu anlamak için, o şirketin günlük işleyişine bakmak gerekir: Bir şirkette düzensizlik, motivasyonsuzluk, sevgisizlik, mutsuzluk, iki yüzlülük, o şirketin, günlük işleyişinde gözlenir; liderin ”yöneticinin” söyleminde değil.

Bu küçük ayrıntılar kısa vadede dokunmasa da uzun vadede sizi bir evden veya bir arabadan edebilir. hatta ve hatta yaşamınıza doğrudan etkide de bulanabilir. bu yazımda bu küçük ayrıntılardan ve bunların doğurduğu, doğurabileceği sonuçlardan örnek vereceğim. sadece maddi değil manevi olarak da bu durum her zaman geçerlidir.