COVID-19 Gelecek Nesillere Vereceğimiz Eğitimi Nasıl Değiştirebilir?

Türkiye’de Öğrencilerin Akademik Başarısını Etkileyen Faktörler
15 Mart 2020
Dünyanın İlk “Oyun” Profesörü Uyarıyor: Evinizi Okula Çevirmeyin
23 Haziran 2020

COVID-19 Gelecek Nesillere Vereceğimiz Eğitimi Nasıl Değiştirebilir?

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa, dünya çapında çoğu ülke aynı anda ve aynı sebepten ötürü okulların ve eğitim kurumlarının kapandığına şahit oldu. Koronavirüsün geniş çaplı etkilerinin olduğunu hepimiz biliyoruz, peki bu etkiler uzun vadede eğitim için ne anlam ifade ediyor?

Dünyanın dört bir yanındaki eğitimciler, gelecek nesillere vereceğimiz eğitim üzerine yeniden düşünmemiz gerektiğinden bahsediyorlar. Virüsün yaşattığı aksamalar, nasıl eğitim verdiğimiz üzerine yeniden düşünmek, öğrencilerimize neleri öğretmemiz gerektiğini ve onları aslında neye hazırladığımızı sorgulamak için ihtiyaç duyduğumuz fırsat olabilir. Eğitimciler olarak sınıflarımızdan uzak bir şekilde öğrencilerimizle iletişim kurmanın yeni yollarını bulmakla uğraşıyoruz, ancak bu yıkıcı kriz dönemi aynı zamanda Z Kuşağı, Alfa Kuşağı ve gelecek nesiller için öğrenimi nasıl şekillendireceğimiz ve tanımlayacağımız konusunda bize yardımcı olabilir. Bu konuya kafa yormak için oldukça iyi bir zaman.

Bugün eğitim kurumlarımızdaki öğrencilerin çoğu, tam anlamıyla küreselleşmiş bir dünyada yetişen Z Kuşağı’ndan geliyor. En büyük üyesi şu anda 25 yaşında olan bu neslin eğitim hayatı, pandemi sebebiyle büyük aksaklıklara maruz kaldı. Öğrencilerin birçoğu iptal olan sınavlarla, spor müsabakalarıyla ve hatta mezuniyetle baş etmek durumunda. Bu nesil teknolojiyle tanımlanıyor ve Messenger, Snapchat ve WhatsApp gibi uygulamalar sonucu oluşan anlık iletişim ve geri bildirim beklentilerini ifade eden terimler dahi mevcut: Yalnız kalma korkusu (Fear of Being Alone/FOBA) ve bir şeyleri kaçırma korkusu (Fear of Missing Out/FOMA). Bu korkuları ebeveyn ve öğretmenlerine karşı da duyuyorlar ve özellikle uzaktan öğrenim döneminde bu duyguların güçlendiğini söyleyebiliriz.

İş birliğine dayalı çalışma gücünün dünyadaki büyük sorunları çözeceğine inanan ve önceliği iklim değişikliği ve zihinsel sağlık sorunları olan bu neslin üyeleri, şu anda ortak sorumlulukları olarak kendilerini izole ediyor ve topluluklarındaki yaşlı bireyleri korumaya çalışıyorlar.

Y Kuşağı, yani Milenyum Kuşağı’nın çocukları olan Alfa Kuşağı ise, dünyada ırk çeşitliliği açısından en zengin kuşak. Bu nesil için teknoloji, bilinçlerinin ve kimliklerinin bir uzantısı, sosyal medya ise bir yaşam biçimi. Küçük yaştaki bu okul öncesi çocuklar, aynı zamanda en geleneksel olmayan aile yapılarına ve genelde buldozer ebeveynlere (çocuklarına ‘yol açmak için’ engelleri ortadan kaldıran ebeveynler) sahip nesil. Alfa Kuşağı şu anda küresel pandeminin eğitimleri üzerindeki etkisinden habersiz olsa da, ilerleyen yıllarda en küçük üyeler bile bu etkiyi hissedecek.

COVID-19 krizinin ortasında, eğitimciler olarak öğrencilerimizi geleceğe nasıl hazırlamamız gerektiği konusunda endişe duyuyoruz. Dell Technologies’in bir raporuna göre, 2030 yılında Z ve Alfa Kuşaklarının sahip olacağı işlerin yüzde 85’i henüz icat edilmedi. Dünya Ekonomik Forumu raporuna göreyse, şu anda ilkokula giden çocukların yüzde 65’i henüz var olmayan türde işlerde çalışacaklar.

COVID-19 krizi dünyamızı ve küresel bakış açısını değiştirebilir, ancak aynı zamanda küçük öğrencileri geleceğe daha iyi hazırlayabilmemiz için eğitimin ne yönde değişmesi gerektiğini bize öğretebilir. İşte kriz döneminde öğrenebileceğimiz derslerden bazıları…

1. Birbirine bağlı bir dünyanın vatandaşlarını eğitmek

COVID-19 salgını, küresel olarak birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu gösterdi – artık münferit sorunlar ve eylemler yok. Gelecek yıllarda başarılı olacak insanların bu bağlı olma durumunu iyi anlamaları ve farklılıklarından yararlanma ve küresel olarak iş birliği içinde çalışma becerilerine sahip olmaları gerekecek.

2. Eğitimcinin rolünün yeniden tanımlanması

Eğitimcinin ‘öğrencilerine bilgelik sunan bilgi sahibi kişi’ olduğu fikri artık 21. yüzyıl eğitim amaçlarına uygun değil. Öğrencilerin telefonlarında, tabletlerinde veya bilgisayarlarında yapacakları birkaç tıklama sonucu istedikleri bilgiye erişebilmeleri ve hatta teknik becerileri kendi başlarına öğrenebilmeleriyle birlikte, eğitimcilerin sınıflardaki rolünü yeniden tanımlamamız gerekiyor. Bu, topluma katkı sağlayan bireyler olarak eğitimcilerin rolünün, “gençlerin gelişimini kolaylaştıran” olmaya doğru yönelmesi anlamına gelebilir.

3. Gelecek için gerekli yaşam becerilerinin öğretilmesi

Sürekli değişen küresel ortamda, gençler rezilyansa (esneklik ve dayanıklılık becerisi) ve uyum sağlama yeteneğine ihtiyaç duyuyorlar – yani aslında bu pandemi sürecini etkili bir şekilde yönetmek için gerekli olan becerilere. Geleceğe baktığımızda, işverenlerin arayacağı en önemli becerilerden bazıları şunlar olacaktır: Yaratıcılık, iletişim, iş birliği ve etkili ekip çalışmasının yanı sıra empati ve duygusal zeka; etkili takım çalışması aracılığıyla kolektif gücü kullanmak için demografik farklılıklar içinde çalışabilme becerisi.

4. Eğitimi ulaştırmak için teknolojinin kullanılması

COVID-19 salgını, dünyanın dört bir tarafındaki eğitim kurumlarının, öğrenciler için uzaktan öğrenme içeriği oluşturmak amacıyla mevcut teknolojik araçlara başvurması ve bunları kullanmasına yol açtı. Dünyanın her yerindeki eğitimciler, bir şeyleri farklı şekilde ve daha fazla esneklikle yapmak için yeni fırsatlara sahipler ve bu da tüm dünyadaki öğrencilerin eğitime erişebilmesini kolaylaştırıyor. Bunlar, özellikle anaokulundan 12. sınıfa kadar olan okul döneminde daha önce neredeyse hiç denenmemiş yeni ders ve eğitim yöntemleri.

Ve en önemlisi, umuyoruz ki, arkadaşlarından, öğretmenlerinden ve sınıflarından uzakta yaşadıkları izolasyon ve uzaktan öğrenme deneyimleri; yüz yüze sosyal etkileşime duyduğumuz insani ihtiyacın önemini Z Kuşağı’na, Alfa Kuşağı’na ve de gelecek tüm nesillere her zaman hatırlatmaya devam eder.

 

Kaynak: //www.weforum.org/agenda/2020/03/4-ways-covid-19-education-future-generations/