İsveç’te Radikal Bir Okul

Mersin Üniversitesi “Öğrencilerin Gelecekte İhtiyaç Duyacakları 7 Beceri”
7 Mayıs 2019
Okulları iyileştirmek cesaret ister
23 Eylül 2019

İsveç’te Radikal Bir Okul

İsveç’te Radikal Bir Okul

21. yüzyıl dünyasında eğitim sistemini yeniden dizayn edebilmek için Avrupa’nın pek çok kentinden gelen idareci, öğretmen ve Ashoka çalışanlarından oluşan yaklaşık kırk vizyoner eğitimci İsveç’te bir araya geldik.

Müdür Lennart Nilsson, gezideki tek İsveçli’ydi. Eğitime yaklaşımı gerek kendi ülkesinde gerekse ülke dışında oldukça dikkat çekiyor, ilgiyle takip ediliyordu. Okulunda dersler, derslikler, yaş gruplarına yönelik ayrım ve tradisyonel (geleneksel) konular da yer almamasına rağmen okulunun akademik başarısı diğer İsveç okullarıyla paralellik gösteriyordu. Öğrencileri sadece akademik alanda değil, empatik düşünceden, girişimciliğe; liderlik ve yöneticilik vasıflarından -belki de en önemlisi- mutlu yaşama sanatına kadar farklı birçok alanda üst düzey beceriye sahipti.

 

Farklı ülkelerdeki eğitimin durumlarını karşılaştırırken Nilsson’a aklımdaki soruları sorma şansı yakaladım: “Meslek yaşamında geçirdiği yirmi yılın ardından eğitime olan yaklaşımının bu derece keskin bir şekilde değişmesine sebep olan şey acaba neydi?”

 

Nilsson, bu sürecin Gothenbourg yakınlarındaki Grabo’da bir okula müdür olması ile başladığını söyledi. Değişim gereksinimi acil bir hâl almıştı zira okulun ileri yaşlardaki öğrencileri yanlış davranışlar sergiliyor, birçoğu da Nilsson’un “suç merdiveni” olarak adlandırdığı basamakları hızla tırmanıyordu. İlk basamakta kullandıkları kaba ve kötü dil, sonraki basamaklarda okuldan kaçma eylemlerine, duvarlara anarşik yazılar yazma girişiminden vandalizme kadar hızla ilerliyordu. Merdivenin en tepesinde işlerin ne kadar kötü olabileceği, hayal bile edilemeyecek bir olayın gerçekleşmesiyle netleşmişti. 2007 yılının bir Cumartesi gecesi kimliği belirlenemeyen bir grup genç, çim biçme makinelerinin bulunduğu depoya izinsiz bir şekilde girip bir bidon benzin almış, okulun çatısına tırmanarak benzini havalandırma borularından aşağı döküp okulu ateşe vermişlerdi. Nilsson bu kötü haberi alıp okula geldiğinde bina neredeyse tamamen alevler içinde kalmıştı. Bu olay bir şeyleri harekete geçiren acil bir uyarı niteliğindeydi.

 

 

Yerel politikacılar, ebeveynler ve öğretmenler ülkelerindeki okulların rolünü baştan sona tekrar değerlendirmek için bir araya geldiler. Görüşmeler neticesinde katılımcılarda sistemin bazı gençler üzerinde başarısız olduğu ortak anlayışı hâkim olmuştu. Ancak yapılan tartışmalar, daha katı kural ve yaptırımlar uygulamak yerine daha fazla özgürlük ve daha farklı bir öğrenme yolu için bir çağrıya dönüşmüştü.

 

Geçici olarak barakalarda gerçekleştirilen beş yıllık planlama ve seminerlerin ardından üç yeni okul açıldı. Nilsson ve meslektaşı Maria Sandell, 6 ila 16 yaş arasında 370 öğrenciye ev sahipliği yapan “Roselisskolan” isimli okulun açılmasına öncülük ettiler. Hem öğretim programları hem de okul binaları, okulların bir görev ve itaat yeri olmak yerine, içsel istek duyma ve kendini vererek katılım sağlama kültürünün ağır bastığı bir yer olarak tasarlanmıştı…

 

Çocuklar için daha fazla esneklik olması, duygudaşlık ve liderlik gibi daha farklı becerilere odaklanılması fikrini seviyorum. Ancak Nilsson’ın bana büyük bir şevk ile anlattığı uygulamaların doğurabileceği karmaşayı öğretmenlerin nasıl önleyebileceğini açıkçası merak ediyordum. NiIsson, ilk birkaç ayın oldukça kaotik geçtiğini söylese de çocukların okulda geçirdikleri zaman dilimi içinde her alanda verim elde edebilmeleri için oldukça fazla yapılandırılmış bir program ve planlama süreci yönettiklerini ifade etti.

 

Bu sistemde öğretmenlerin daha önce üstlendikleri “uygulayıcı / anlatıcı” rolünden daha farklı bir göreve sahip olduklarını anlatıyor Nilsson: “Onlar sürecin liderleri, destekçileri ve konunun uzmanlarıdır. Her sabah, herkesin huzurlu bir şekilde geçirebilecekleri bir saati olur. Öğretmen ve öğrenciler her sabah mevcut projenin üstünden geçer ve ilerleme kaydetmek için ellerinden gelen en iyi çalışmayı ortaya koyarlar. Birbirlerine nasıl yardımcı olabileceklerini; bir kitaba mı, internete mi, yoksa okul dışından bir uzmana mı başvuracaklarını gözden geçirirler. Sorunlar ve çözümleri birlikte tartışılır, düşünceler netleştiğinde işe dört elle sarılırlar.”

 

Öğrenciler, karma yaş gruplarından oluşan yetmiş beş kişilik takımlarla, grubun içerisinde yer alan alt takımlar hâlinde çalışıyorlar ve yapılacak işe bağlı olarak kendi yaş grubundan öğrencilerle ya da aynı ilgi alanını paylaşan kişilerle birlikte çalışıyorlar. Her iki ya da üç haftada bir yeni bir konuyu ele alıp bu konuya farklı açılardan yaklaşmak için yaratıcı projeler üretiyorlar. Buradaki amaç, bu tür bir öğrenmenin okul sonrası gerçek yaşamda ve iş hayatında olup biten şeylere çok daha yakın olmasından kaynaklanmaktadır.

Nilsson, seçim döneminde okullarında demokrasi konusunu niçin seçtiklerini şöyle açıklıyor: “Her konu için ulusal müfredatı ele alıp oradaki gereklilikleri nasıl karşılayabileceğimize bakarız. Bu konu için demokrasi tarihini ele aldık, ama aynı zamanda siyasi propagandalara ve seçim politikalarına bakarak vatandaşlık anlayışımızın İsveçliler için ne ifade ettiğini ele aldık. Yaptığımız her şeyin gerçek yaşamla bir bağlantısı mutlaka olur.” Nilsson, ona girişimcilik eğitimini tanıtan İsveç’teki bir sosyal girişimci ile yaptığı konuşmayı hatırlatıyor:

 

– Girişimci, bana çocukların gerçekten öğrenip öğrenmediklerini belirlemek için üç basit soru öğretti. Herhangi bir sınıfa girin ve bir öğrenciye sorun “Ne üzerinde çalışıyorsun, bunu neden yapıyorsun ve bu ne işine yarayacak?” Her çocuğun, öğrenmek için bu üç soruyu yanıtlayabilmesi gerektiğine ikna oldum.

Bir şeyi niçin yaptıklarının, ne yaptıklarının ve yaptıkları şeyin yaşamları ile nasıl bir bağlantısı olduğunun onlar için bir anlamı olmalı. Diğer bir proje ise sevgi üzerine odaklanıyor. Küçük çocuklar, kağıttan bir insan vücudu yaratmak için sanatı ve el işini kullanıyorlar. Bu arada organlara ve vücudun parçalarına bakarken biyoloji de öğreniyorlar. Daha büyük çocuklar, sınıfı ziyaret eden cinsel terapistlerle ilişkiler hakkında konuşabiliyor. Gruptaki genç kızlar, sınıflarındaki erkekler ile ilgili sorularını isim belirtmeden yazabiliyor ve bunun tam tersi de yapılabiliyor. Yazma işlemi bittikten sonra soru kağıtlarını değiş tokuş yapıp birbirlerinin sorularına cevap veriyorlar. Nilsson’a göre öğretmenler tarafından verilen geleneksel tuhaf cinsellik eğitimi yerine bu yeni yaklaşım çok daha fazla işe yarıyor çünkü dersler öğrenciler tarafından yürütüldüğünde sınıfta sorulabilecek bazı garip sorular, alaycı tavır ve gülüşmeler, yerini daha katılımcı ve çözüm odaklı bir yapıya bırakıyor. Üç yıllık hizmetin ardından Nilsson doğru bir karar verdiğinden çok emin olmuştu. Yeniden başlamasına neden olan o yangın felaketi olmasaydı muhtemelen bu meslekten çoktan vazgeçebilirdim, diyor Nilsson.

 

Nilsson, radikal fikirlerini anlamayan meslektaşlarının eleştirilerinin yanı sıra pek çok engelle de karşılaştığını; bazı ebeveynlerin önceleri kendisine karşı oldukça şüpheci yaklaştıklarını, zamanla bakış açılarının olumlu yönde değiştiğini söylüyor.

 

Nilsson: “Ebeveynler, yedi yaşındaki çocuklarını diş hekimine götürdüklerinde çocuklarının, kendileri yedi yaşındayken diş hekimine gittikleri zaman yaşadıklarından farklı şeyler yaşamalarını isterler ancak yedi yaşındaki çocuklarını okula getirdiklerinde her şeyin bundan yirmi ya da otuz yıl önceki durumla aynı olmasını beklerler. Neler yaptığımızı göstererek ebeveynleri de işin içine katmak için büyük bir emek harcadık. Ebeveynler, öğrenme uygulamalarına bire bir tanıklık edip çocuklarının okula her gün mutlu bir şekilde geldiklerini gördüklerinde daha dolu ve çok yönlü öğrenme modelinin mümkün olduğunu anladılar.” diyor.

 

Kaynak: //uk.ashoka.org/life-swedish-primary-school-no-classrooms-and-lessons-plenty-learn